Çalışma, ağrı süresini etkileyen bağışıklık sistemi kaynaklı IL-10 adlı proteinin cinsiyetler arasında belirgin farklılık gösterdiğine işaret etti.

Ağrının Süresini Belirleyen Biyolojik Fark

Araştırmaya göre, enfeksiyon sonrası gelişen ağrı süreçlerinde etkili olan IL-10 proteini erkeklerde daha yüksek seviyelerde bulunuyor. Bağışıklık hücreleri tarafından üretilen bu sitokin, ağrının hafiflemesinde kritik rol oynuyor. Uzmanlar, bu durumun kadınlarda ağrının daha uzun sürmesinin temel biyolojik nedenlerinden biri olabileceğini belirtiyor.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, ağrının yalnızca psikolojik bir süreç olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, kadın hastalarda ağrı mekanizmasının daha uzun süre aktif kaldığını ifade etti.

“Kişiselleştirilmiş Tedavi” Dönemi Vurgusu

Uzmanlara göre bulgular, tıpta “tek tip ağrı tedavisi” yaklaşımının yetersiz olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Hormon döngüsü, bağışıklık sistemi farklılıkları ve cinsiyete özgü biyolojik mekanizmaların tedavi süreçlerinde dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.

Prof. Dr. Göçmen, kadın hastalarda özellikle ameliyat sonrası rehabilitasyon süreçlerinin daha hassas planlanması gerektiğini ifade ederek, ağrının kadınlarda daha uzun sürmesinin psikolojik değil nöro-hormonal bir gerçeklik olduğunu söyledi.

Yeni Yaklaşım: Biyolojik Kimliğe Göre Tedavi

Uzmanlar, gelecekte ağrı tedavisinde kişiselleştirilmiş yöntemlerin standart hale geleceğini öngörüyor. Bu yaklaşım; cinsiyete özel ağrı mekanizmaları, hormon temelli tedavi planları ve bağışıklık sistemi odaklı analjezi yöntemlerini içeriyor.

Araştırma, ağrı tedavisinde biyolojik farklılıkların dikkate alınmasının, daha etkili ve hedefe yönelik tedavilerin önünü açabileceğini ortaya koyuyor. İGFA